2026 Yılı ramazan ayı sessizce geldi ve yine aynı sessizlikle akıp gidiyor hayatımızdan. Günler su gibi akarken, farkına varmadan bu mübarek ayın bereketli ikliminde yirmi günü geride bırakmış olacağız siz bu satırları okurken.
Ramazan, her yıl olduğu gibi bu yıl da şehrin üzerine ince bir huzur örtüsü gibi serildi. Gündüzleri sabrın dinginliği, akşamları iftar sofralarının bereketi dolaşıyor sokaklarda. İnsan bazen zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyor; bir bakmışsınız sahurlar, iftarlar, dualar birbirine karışmış… Ve Ramazan, gönlümüzde bıraktığı o tatlı huzurla sessizce yoluna devam ediyor.
Bir yanda iftar sofralarının hazırlığı, diğer yanda gönüllerde büyüyen merhamet iklimi…
İşte tam da bu iklimde ortaya çıkan sessiz kahramanlar vardır. Adeta iyilikte birbirleriyle yarışan ama bunu kimseye duyurmayan insanlar…
Onlar kürsülerde konuşmaz. Yaptıklarını ilan etmez. İyiliklerini vitrine koymazlar.
Belki aynı sokakta yürürüz, aynı sofrada otururuz ama çoğu zaman farkına bile varmayız. Çünkü onların iyiliği gösterişten değil, gönülden doğar.
Bu şekilde yaşayan çok sayıda güzel insan tanıyorum. Sizin de çevrenizde mutlaka vardır.
Sağ elinin verdiğini sol eline göstermemeye özen gösteren, reklamdan ve gösterişten uzak duran hayırsever dostlar…
Yıllardır dostluğumuzun bir nişanesi olarak Ramazan günlerinde ararız birbirimizi. Bazen bir telefonla hatır sorarız, bazen de aynı sofrada buluşup birlikte iftar açmanın huzurunu yaşarız.
Geçen gün bir dostum aradı. “Bu yıl üç üniversite öğrencisine daha burs bağladık” dedi. Sesinde ne bir övünç vardı ne de bir gösteriş… Sanki sıradan bir şeyden bahsediyordu. Oysa bir gencin hayatına dokunmak, onun eğitim yolculuğuna katkı sunmak ne büyük bir iyiliktir.
Kimi bir üniversite öğrencisinin elinden tutar, burs verir. Kimi Ramazan ayında gençlere iftar sofraları kurar. Kimi de bir ihtiyaç sahibinin kapısını sessizce çalar, kimse görmeden bir gönül yarasına merhem olur.
Onların kalbi zengindir.
İsimlerinin hiçbir yerde geçmesini istemezler. Gönderdiği Ramazan paketlerini video çekerek sosyal medya hesaplarında paylaşanlara hiç benzemezler.
Mütevazıdırlar. Cüzdanlarından önce gönüllerini açarlar.
Oysa içinde bulunduğumuz çağ, çoğu zaman iyiliğin bile duyurulmasını, paylaşılmasını hatta gösterilmesini teşvik ediyor. Bir fotoğraf, bir paylaşım, birkaç beğeni…
Ama gerçek iyilik sessizdir. Gürültü çıkarmaz. Gösteriş aramaz.
Nitekim Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Sadakaları gizli verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”
İşte bu yüzden Hz. Mevlâna’nın o hikmetli sözü Ramazan günlerinde daha da anlam kazanır:
“Biriktirdiğin değil, paylaştığın senindir.”
Bu sözü hayatına rehber edinen hayırsever insanlar, Ramazan mevsimini asla boş geçirmezler. Çünkü bilirler ki paylaşmak sadece bir yardım değildir; aynı zamanda bir gönül inşasıdır.
Bir öğrencinin eline uzanan burs… Bir gencin oturduğu iftar sofrası… Bir ihtiyaç sahibinin yüzünde beliren umut…
Bunların her biri aslında insanlığa bırakılmış en kıymetli miraslardan biridir.
Veren el olmak ne büyük nimettir.
Ama belki de daha kıymetlisi, veren olabilme fırsatına sahip olmaktır.
Çünkü bir gencin yüzünde oluşan tebessüm, bir sofrada paylaşılan lokma, bir gönülde filizlenen umut… Bunlar dünyadaki en büyük servetlerden biridir.
Ramazan bize bunu yeniden hatırlatır: Paylaşmanın bereketini, iyiliğin sessiz gücünü ve insan olmanın en güzel tarafını…
Bu yüzden bu satırların sonunda bir selam göndermek istiyorum.
Sessizce iyilik yapanlara… Kimse görmeden paylaşanlara… Bir öğrencinin hayatına dokunanlara… Bir sofrayı çoğaltanlara…
Selam olsun Ramazan’ın sessiz kahramanlarına.

